Davaya Vekalet ve Vekaletin Kapsamı

PDF olarak indir

Ağustos 2017

Av. Neşe Mutlugil

 

1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun birinci ve ikinci maddesinde avukatlık mesleğinin konusu belirtilmiştir. Söz konusu hükümlere göre avukat yargının kurucu unsurlarından olan bağımsız savunmayı serbeste temsil etmekte olup; avukatlığın amacı, hukuki ilişkilerin düzenlenmesini, her türlü hukuki mesele ve anlaşmazlıkların adalet ve hakkaniyete uygun olarak çözümlenmesini ve hukuk kurallarının tam olarak uygulanmasını yargı organları, hakemler, resmi ve özel kişi, kurul ve kurumlar nezdinde sağlamaktır. Avukatlık Kanunu’nun değişik 35. maddesinde ise kanun işlerinde ve hukuki meselelerde mütalaa vermek, mahkeme, hakem veya yargı yetkisini haiz bulunan diğer organlar huzurunda gerçek ve tüzel kişilere ait hakları dava etmek ve savunmak, adli işlemleri takip etmek, bu işlere ait bütün evrakı düzenleme işlerini yalnız baroda kayıtlı avukatların yapabileceği belirtilmiştir.  Avukatın söz konusu hükümlerde sayılan ödevlerini yerine getirebilmesi ise; müvekkil ile avukat arasında vekâlet ilişkisi kurulabilmesine bağlıdır.           

  1. VEKÂLET           

Günümüzde ilişkiler çok karmaşık bir durum almıştır. Bu nedenle kişiler, bazı alanlarda uzmanlıklarının olmaması ve söz konusu işlere vakit ayıramadıkları için, bu konuda uzman kişilerden yardım alma yoluna giderler. Vekâlet de bu amaçlarla yapılan sözleşme türlerinden biridir[1].

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 502 vekâlet sözleşmesini tanımlamıştır. Buna göre vekâlet vekilin vekâlet verenin bir işini görmeyi veya bir işlemini yapmayı üstlendiği sözleşmedir.  

Avukat ile iş sahibi arasındaki hukuki ilişki vekâlet sözleşmesine dayanmaktadır.

Vekâlet ilişkisinde güven unsuru oldukça önemlidir. Türk Borçlar Kanunu m. 506/2’de yer alan hükme göre; “Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür.”. Vekâlet ile kendisine temsil yetkisi verilen vekil, vekâlet verenin çıkarlarını dürüstlük kuralı çerçevesinde gözetmek zorundadır.

Ayrıca vekil, vekâlet verenin talimatlarıyla bağlıdır[2]. Talimatların kanunlara uymadığı durumlarda ise, vekillikten çekilmekle yükümlüdür[3]. Bu durumda avukat; kamu ödevlisi[4] olduğunu unutmadan, bu doğrultuda davranmalıdır.

  1. DAVAYA VEKÂLET

6100 sayılı HMK m. 71 gereğince, dava ehliyeti olan herkes, davasını kendisi açıp, takip edebileceği gibi, bunu vekili aracılığı ile de yapabilir. Davaya vekâlet konusu; HMK’nın 71-83 maddeleri arasında düzenlenmiştir. Bu kanunda boşluk olan yerlerde, Türk Borçlar Kanunu’nun temsil ve vekâlete ilişkin hükümleri uygulanabilir. Ancak bu durum dışında Türk Borçlar Kanunu uygulanmaz. Nitekim Türk Borçlar Kanunu’nda bahsedilen vekâlet sözleşmesi (m. 502) ile davaya vekâlet aynı şeyler değildir. Davaya vekâlet için şart olan vekâletname tek taraflı irade beyanı ile meydana gelirken, vekâlet sözleşmesi iki tarafın da iradeleriyle meydana gelmektedir. Ancak çoğu zaman temsil yetkisi ile vekâlet bir arada bulunmaktadır[5].

Sonuç olarak HMK m. 76’da belirtildiği üzere; avukata temsil yetkisinin verildiği belge “vekâletname”, avukatın davayı yürütmesine ise “davaya vekâlet” denilmektedir.

Davaya vekâlet ehliyeti sadece baro levhasına kayıtlı avukatlara tanınmıştır.

1136 sayılı Avukatlık Kanunu m. 38/1 ve Türkiye Barolar Birliği Meslek Kuralları 36/1 gereğince, aynı işte daha önce taraflardan birinin avukatlığını üstlenmiş veya mütalaa vermiş olan avukat, menfaati zıt olan diğer tarafın vekâletini alamamaktadır. Bu yasak, avukatın ortaklarını ve yanında çalışan diğer avukatları da kapsamaktadır. Hüküm emredici nitelikte olduğu için, tarafların rıza göstermesi durumu değiştirmeyecektir.

  1. VEKÂLETNAME

Davaya vekâlet, temsil yetkisinin verilmesi, yani vekâletname ile olur. Tek taraflı bir hukuki işlemdir; vekâlet verenin tek taraflı irade beyanı ile olur. Uygulamada temsil olunana “müvekkil”, kendisine temsil yetkisi verilene ise “vekil” denmektedir. Vekâletname ile vekil müvekkili temsil etmeye yetkili hale gelir. Avukatın dış ilişkide müvekkili temsil yetkisi, bu belgede yazılanlarla sınırlıdır[6].

Yargıtay bir kararında[7]; “..Vekâletnamenin fotokopi örneğinin içeriğine göre genel vekâletname olmayıp, resimli özel vekâletname olduğu anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca; davanın açıldığı günde adı geçen vekilin genel vekâletnamesinin bulunmadığı dosya içeriğinden anlaşılmaktadır. Saptanan bu olgular karşısında davacı vekili Av. M. A.'nın dosyaya ibraz ettiği 6.1.1993 günlü vekâletnamenin onaylı fotokopi örneğinin niteliği içeriği ve kapsamı dikkate alındığında, adı geçen vekilin müvekkili davacı asili davada temsil yetkisinin bulunmadığının kabulü gerekir.” demiş ancak sonuçta “..Avukat M. A.'ya genel vekâletnamesini ibraz etmesi için yargı çevresinin bulunduğu yer ile vekâlet verecek davacı asilin yargı çevresi dışında bulunduğu yer de gözönüne alınarak makul bir önel verilmeli, adı geçen vekilin genel vekâletnamesinin aslını ya da onaylı örneğini ibraz ettiği takdirde ibraz edilen bu vekâletnamenin davaya icazet anlamına geleceği düşünülmeli..” şeklinde hüküm kurarak, yerel mahkemenin özel vekâletnamenin yeterli olmadığı yönündeki kararını bozmuş, genel vekâletname ibraz edildiği takdirde geçerli olacağı kanısına varmıştır.

HMK m. 76’da vekâletname şekil şartına bağlanmıştır. Hükme göre vekâletname noter tarafından onaylanmalı veya düzenlenmeli; avukat, vekâletnamenin aslını veya kendisi tarafından onaylanmış aslına uygun örneğini dava veya takip dosyasına konulmak üzere ibraz etmekle yükümlüdür. Vekil aracılığı ile yürütülen davalarda, vekâletnamenin mahkemeye verilmesi dava şartıdır. Bu nedenle mahkeme, vekilin vekâletnamesinin bulunup bulunmadığını resen araştırır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu bir kararında[8] “..Vekil aracılığı ile takip edilen işlerde, geçerli bir vekâletname bulunması (temsil yetkisi) ve bunun mahkemeye verilmesi dava şartı olduğu halde, mahkemece verilen 10 günlük süre içinde Türkiye Barolar Birliği pulunun vekâletnameye yapıştırılmaması veya pul eksikliğinin tamamlanmaması bir dava şartı olmadığından çözümün de bu hususlar göz önünde bulundurularak bulunması gerekir.” demiş ve vekâletnamenin mahkemeye verilmesinin şart olduğunu belirtmiştir.

Vekâletnamenin resmi şekilde yapılmasını vurgulayan eski bir Yargıtay kararında[9] da; “..Vekilin müvekkiline ait taşınmazları satabilmesi için, Borçlar Kanununun 388. maddesinin son fıkrası uyarınca "özel yetkiye" sahip bulunması ve ayrıca vekâletnamenin "resmi şekilde" düzenlenmesi gereklidir. Satışa açık yetki vermeyen ve genel nitelik taşıyan bir vekâletnameye dayanarak vekil müvekkilin taşınmazlarını satamaz. Yasal ilke, budur.” şeklinde karar verilerek, bazı durumlarda vekilin özel yetkiye sahip olması gerektiği belirtilmiştir.

  1. Vekâletnamenin Türleri

Uygulamada temsil yetkisinin iki şekilde verilmesi mümkün olup, “özel dava vekâletnamesi” ve “genel dava vekâletnamesi” olarak iki tür vekâletname bulunmaktadır.

  1. Özel Dava Vekâletnamesi

Avukatın kendisine temsil yetkisi veren vekâletname ile sadece belli bir veya birkaç işi takip etmesi söz konusuysa bu vekâletname “özel dava vekâletnamesi”dir[10]. Böylece avukat, müvekkilini temsilen bu belgede yazılan işlemler dışında işlem yapamamaktadır.

  1. Genel Dava Vekâletnamesi

Avukat, aşağıda anlatacağımız özel yetkiye ihtiyaç olan durumlar dışında, genel vekâletname ile müvekkili adına dava açabilir ve davada müvekkilini savunabilir.

Kişiye sıkı sıkıya bağlı hakların kullanımı açısından genel vekâletname yeterli görülmemektedir. Nitekim Yargıtay bir kararında[11] “Dava dilekçesine ekli vekâletname genel nitelikte olup, vekil eden davacı Sekine'nin nüfus kaydında "L" olan soyadının "İ" olarak değiştirilmesi konusunda özel bir yetkiyi içermemektedir. Vekilin, kişiye sıkı sıkıya bağlı kişilik hakları ile ilgili böyle bir davayı açabilmesi için vekâletnamesinde özel bir yetkinin bulunması gerekir.” yönünde karar vermiştir.

Ancak davaya müdahale etme gibi durumlarda genel vekâletname yeterli görülmektedir[12].

  1. Davaya Vekâletin Kapsamı

Davaya vekâletin kapsamı, vekâletnamede yazılı hususlarla sınırlıdır. Ancak yasada belirtilen bazı işlemler, vekâletnamede yazılı olmasalar dahi, avukat tarafından yapılabilmektedir. Avukat, yasada belirtilen bu işlemler dışında kalan bütün işlemler için ayrıca yetki almak zorundadır.

  1. Özel Yetki Gerektirmeyen Durumlar

6100 sayılı HMK m. 73’de belirtilen işlemler, vekâletnamede yer almasa dahi avukat tarafından yapılabilmektedir. Bu işlemler şunlardır:

  • Hüküm kesinleşinceye kadar davanın takibi için gereken bütün işlemler,

  • Hükmün yerine getirilmesine ilişkin işlemler,

  • Yargılama giderleri ve avukatlık ücretinin tahsili (Avukat, müvekkili lehine hükmedilen bu giderleri karşı taraftan tahsil edebilir.),

  • Bu işlemlere karşı yapılacak işlemler (Yukarıda sayılanların avukatın müvekkiline karşı yapılması durumunda özel yetki olmasa bile avukat müvekkilini temsil edebilir.).

  1. Özel Yetki Gerektiren Durumlar

Kanun Gereği Özel Yetki Gereken Durumlar

  • Sulh: Tarafların aralarındaki anlaşmazlığı karşılıklı iradeleri ile çözüme bağlamaları anlamına gelen sulhun[13] sağlanabilmesi için avukatın müvekkili adına sulh sözleşmesi yapması gerekmektedir. HMK m. 74 ve TBK m. 504/3’te belirtildiği üzere; bu sözleşmeyi yapabilmesi için özel yetki verilmiş olması gerekmektedir.

  • Tahkim ve Hakem Sözleşmesi: Avukatın tahkim ve hakem sözleşmesi imzalayabilmesi için, bu konularda açık yetkinin verilmesi gerekmektedir. HMK m. 74’te bu husus açıkça belirtilmiştir. TBK m. 504’te ise vekilin özel olarak yetkili kılınmadıkça hakeme başvuramayacağı belirtilmiştir.

  • İbra: İbra, sözlük anlamı itibariyle aklama, temize çıkarma anlamında bir sözcüktür[14]. Hukuki anlamıyla bakarsak; borçlunun borcundan kurtarılmasıdır diyebiliriz. TBK m. 132’de yer alan düzenlemeye göre borcun taraflar arasında yapılacak ibra sözleşmesiyle kısmen veya tamamen ortadan kaldırılabileceği öngörülmüştür.  HMK m. 74 gereğince, ibra özel yetki gerektirmektedir.

  • Davadan ve Kanun Yollarından Feragat: Davadan feragat, taraflardan birinin davadan vazgeçmesi anlamındadır. Kanun yollarından feragatten kasıt ise; HMK’nın 168. maddesinde belirtilen istinaf ve temyizden vazgeçmedir.HMK m. 74, davadan ve kanun yollarından feragati özel yetkiye bağlamıştır.

  • Kabul: HMK m. 308’de yer alan düzenlemeye göre kabul; davacının, talep sonucundan kısmen ve tamamen muvafakat edilmesidir. HMK m. 74  gereğince  kabul için; avukatın özel yetkisinin bulunması gerekmektedir.

  • Yemin Teklifi, İadesi, Kabulü veya Reddi: Mahkeme önünde, Kanunun belirttiği şekilde edilen yemin teklif etmek, iade, kabul yada reddetmek de özel yetki gerektirmektedir. HMK m. 74’te bu husus belirtilmiştir.

  • Haczin Kaldırılması: HMK m. 74, haczin kaldırılması hususunda da özel yetkiye sahip olunması gerektiğini belirtmiştir.

  • Hakimin Reddi: HMK m. 36 ve devamında açıklanan hakimin reddinin istenebilmesi için de HMK 74. madde gereğince özel yetki gerekmektedir.

  • Başkalarını Tevkil: Temsilci olan kişinin, temsil ettiği kişiyi temsil etmeleri üzere başkalarını yetkilendirmesine başkalarını tevkil denilmektedir. Temsil belgesinde bu yetki kendisine verilmiş olan avukat, işi başka bir avukatla beraber yapabileceği gibi, işin tamamını başka bir avukata da yaptırabilmektedir (AK m. 171/2). HMK m. 74’e göre tevkil özel yetki gerektirmektedir.

  • Kambiyo Taahhüdünde Bulunmak: TBK m. 504/3’te vekâletnamede özel yetki gerektiren durumlar arasında kambiyo taahhüdünde bulunmak yer almıştır.

  • Taşınmazı Devretmek ve Bir Hak İle Sınırlandırmak: TBK 388/3’te taşınmazın devri ve bir hakla sınırlandırılması için vekilin özel yetkisinin bulunması gerektiği belirtilmiştir.

  • Davanın Tamamını Islah Etmek: Karşı tarafın muvafakatına ve hakimin bu yolda vereceği bir karara gerek bulunmaksızın, bir tarafın usule ilişkin olarak yapmış olduğu işlemi tamamen veya kısmen düzeltmesine ıslah denir[15]. HMK m. 74 gereğince vekilin davanın tamamını ıslah edebilmesi için vekâletnamesinde özel yetki bulunması gerekmektedir.

  • İflas İsteme: HMK m. 74 ve TBK m. 504 kapsamında, avukatın müvekkilinin iflasını isteyebilmesi için özel yetki gerekmektedir.

  • İflasın Ertelenmesini Talep Etme: TBK m. 504 gereğince, iflasın ertelenmesini talep etmek için özel yetki gerekmektedir.

  • Konkordato veya Sermaye Şirketleri ve Kooperatiflerin Uzlaşma Yoluyla Yeniden Yapılandırılması Teklifinde Bulunma ve Bunlara Muvafakat Verme: HMK m. 74 gereğince söz konusu işlemler özel yetki gerektirmektedir. TBK m. 504’te ise konkordato talebi için vekilin özel olarak yetkili kılınması gerektiği belirtilmiştir.

  • Alternatif Uyuşmazlık Çözüm Yollarına Başvurma: HMK m. 74’e göre alternatif uyuşmazlık çözüm yollarına başvurma özel yetki verilmesini gerektiren hallerdendir. Alternatif uyuşmazlık çözüm yolları, uyuşmazlıkların mahkeme dışında çözümlenmesini sağlayan hukuki yollardır. Alternatif uyuşmazlık çözüm yollarından uzlaşma 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 35/A maddesinde; tahkim, Anayasa’nın 59 ve 125. maddeleri, 6100 sayılı HMK’nın 407 vd. maddeleri ile 4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanunu’nda; arabuluculuk 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabulucuk Kanunu’nda düzenlenmiştir.

  • Yargılamanın İadesi Yoluna Gitme: HMK’nın 74. maddesinde vekilin yargılamanın iadesi yoluna gidebilmesi için vekile özel yetki verilmesi gerektiği belirtilmektedir. Yargılamanın iadesi konusu HMK’nın 374 vd. maddelerinde düzenlenmiştir.

  • Hakimlerin Fiilleri Nedeniyle Devlet Aleyhine Tazminat Davası Açma: Hakimlerin HMK m. 46’da belirtilen fiileri nedeniyle, devlet aleyhine tazminat davası açılabilir. Vekilin söz konusu işlem için vekâletnamesinde özel yetkisi olması gerekmektedir. Kanuni düzenlemeden önce de bu kural uygulanmakta olup, Yargıtayın bir İçtihadı Birleştirme Kararı[16] ile, hakim aleyhine tazminat davası açılmasının avukata verilen özel yetki ile olabileceğine hükmedilmiştir.

  • Kişiye Sıkı Sıkıya Bağlı Haklara İlişkin Davaları Açma ve Takip Etme: HMK m. 74 kapsamında, hangileri hakkında yetki verildiği açıklanmadıkça vekil kişiye sıkı sıkıya bağlı haklarla ilgili davaları açamaz ve takip edemez. Kişiye sıkı sıkıya bağlı haklardan evlenme, evlat edinme gibi mutlak haklar hiçbir şekilde kanuni temsilci tarafından kullanılamaz iken; boşanma, mahkemece ergin kılınma, ismin değiştirilmesini dava etme hakkı gibi haklar vekâletnamede özel olarak belirtilmesi halinde kullanılabilir.

  • Bağışlama Yapma: TBK m. 504/3’e göre bağışlama özel yetki gerektirir. Bağışlama sözleşmesi TBK 285 vd. maddelerinde düzenlenmiştir.

  • Kefil Olma: TBK m. 504/3 kapsamında kefil olmak için de özel yetki gerekmektedir. Kefalet sözleşmesi TBK 581 vd. maddelerinde düzenlenmiştir.

  1. Vekâletin Kapsamının Aşılması

Vekâlet kapsamının aşılması durumunda, vekil vekâletsiz iş gören durumuna düşer. Bu durumda vekil eden icazet vermediği sürece, bu işlemlerden sorumlu tutulamaz. İcazet verildiği takdirde, sözleşmenin yapıldığı andan itibaren hüküm ve sonuç doğurur[17].

İcazet için müvekkil avukatına özel yetki içeren yeni bir temsil belgesi verebilir. Veya bunu yapmadan duruşmaya gelerek yapılmış işlemlere icazet verdiğini açıklarsa da icazet verilmiş olur[18].

  1. Davaya Vekâletin Sona Ermesi

Davaya vekâlet kural olarak dava sonucu verilen hükmün kesinleşmesi ile sona ermektedir. Ancak dava devam ederken de davaya vekaletin sona ermesi mümkündür.

  1. Avukatın İstifası           

TBK m. 512’ye göre vekil her zaman sözleşmeyi tek taraflı olarak sona erdirebilir. Ancak sözleşme uygun olmayan zamanda sona erdirilmiş ise, karşı tarafın bundan doğan zararını gidermekle yükümlüdür. AK m. 174/1 uyarınca ise, avukat haklı bir neden olmaksızın istifa ederse, ücret talebinde bulunamaz ve peşin aldığı ücreti iade etmekle yükümlüdür.

Avukat istifa ettiğinde, müvekkile tebliğ edilir, vekâlet görevi ise hemen sona ermez, tebliğden itibaren 15 gün devam eder. Ancak vekilin istifası mahkeme ve diğer tarafa ulaşınca, mahkeme bu 15 günlük süre içerisinde istifa eden avukat huzuruyla duruşma yapmaz[19].

HMK m. 81 uyarınca istifanın dış ilişkide sonuç doğurabilmesi için durumun mahkemeye ve karşı tarafa bildirilmesi gerekmektedir. Avukat duruşmada hazır bulunduğunda istifasını sözlü olarak belirtebileceği gibi, karşı taraf hazır bulunursa duruşmadan once verdiği bir dilekçede istifasını belirtebilir, tutanağa geçilir ve istifayı bu şekilde bildirmiş olur.

  1. Avukatın Azli

İş sahibinin avukatı azletmesiyle de davaya vekâlet sona ermektedir. Azlin de istifa gibi karşı tarafa bildirilmesi ve tutanağa geçmesi gerekmektedir. TBK m. 512 kapsamında uygun olmayan zamanda azil gerçekleşirse avukatın bundan doğan zararının karşılanması gerekir.

AK m. 174/2 kapsamında ise, haksız olarak azledilen avukata ücret sözleşmesinde belirlenen ücretin ödenmesi gereklidir. AK m. 164/4 uyarınca; ücret sözleşmesi yok veya ücret sözleşmesinin belirgin değil veya tartışmalı ya da ücret sözleşmesinin ücrete ilişkin hükmünün geçersiz sayıldığı hallerde; değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde asgari ücret tarifelerinin altında olmamak koşuluyla ücret itirazlarını incelemeye yetkili merci tarafından davanın kazanılan bölümü için avukatın emeğine göre ilâmın kesinleştiği tarihteki müddeabihin değerinin yüzde onu ile yüzde yirmisi arasındaki bir miktar avukatlık ücreti olarak belirlenir. Değeri para ile ölçülemeyen dava ve işlerde ise avukatlık asgari ücret tarifesi uygulanır.

  1. Davaya Vekâleti Sona Erdiren Diğer Sebepler

TBK m. 513 gereğince sözleşme veya işin niteliğinden aksi anlaşılmadıkça, davaya vekâlet vekil veya vekâlet verenin ölümü, ehliyetini kaybetmesi ya da iflası ile kendiliğinden sona ermiş olur.

SONUÇ

Avukatın, davaya vekâlet edebilmesi için kendisine temsil yetkisi verilmesine ihtiyaç vardır. Bu temsil yetkisine sahip olabilmek için, vekâletname gereklidir. Vekâletname müvekkilin tek taraflı irade beyanıyla verilir. Avukatın müvekkilini davada temsil edebilmesi için, vekâletnamenin mahkemeye ibrazı gereklidir.

Bazı durumlarda genel dava vekaletnamesi yeterli olurken, özel durumlar için özel yetkiye sahip olunması aranmaktadır.

 


[1] Müderrisoğlu Feridun, Avukatlıkta Vekâlet ve Ücret Sözleşmesi, Ayyıldız Matbaası, Ankara 1974, s. 13.

[2] 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 505.

[3] 1136 sayılı Avukatlık Kanunu m. 38.

[4] 1136 sayılı Avukatlık Kanunu m. 1.

[5] Aday Nejat, s. 91

[6] Günergök Özcan, Avukatlık Sözleşmesi, Seçkin, 1. b., Ankara 2003, s. 49.

[7] Yarg. 7. HD, 22.4.2005, E. 2005/1314, K. 2005/1283 (www.kazanci.com.tr).

[8] Yarg. HGK, 2.4.2003, E. 2003/19-265, K. 2003/267 (www.kazanci.com.tr).

[9] Yarg. 1. HD, 6.4.1977, E. 1977/1832, K. 1977/3634 (www.kazanci.com.tr).

[10] Aday Nejat, s. 100.

[11] Yarg. 18. HD, 24.2.2004, E. 2003/10147, K. 2004/1240 (www.kazanci.com.tr).

[12] Uçar Salter, Açıklamalı-İçtihatlı Avukatın Hak ve Ödevleri, Kazancı Matbaacılık Sanayii, İstanbul 1998, s. 51.

[13] Aday Nejat, s. 107

[14] http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=com_gts&arama=gts&guid=TDK.GTS.57f65d80da60a2.58494575 (06.10.2016).

[15] Aday Nejat, s. 116

[16] Yarg. İçtihadı Birleştirme Kararı, 4.2.1959, S:14/6, RG: 29.4.1959

[17] Özkaya Eraslan, Vekalet Sözleşmesi ve Kötüye Kullanılması, Seçkin Yayınevi, Ankara 1997, s. 295

[18] Aday Nejat, s. 118

[19] Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 2004/8743 E. 2004/16129 K., 28.06.2004 (www.kazanci.com.tr)